Pulhane Ltd.Şti.
Pulun Osmanlıda Doğduğu 19. Yüzyıl ortalarında Üsküdar'dan İstanbul
Sitemde Google
30 Ağustos Zafer Bayramı
Başkomutanlık Meydan Muharebesi

Büyük Taarruz

1971.01 - 1. İnönü Zaferi'nin 50. Yılı
1. İnönü Savaşını temsil eden kompozisyon Ressam Burhan Özak tarafından hazırlanmıştır.

1971.06 - 2. İnönü Zaferi'nin 50. Yılı
2. İnönü Savaşında çekilen fotoğraf Fotoğrafcı Etem Tem'den sağlanmıştır.

1971.15 - Sakarya Zaferinin 50. Yılı
Sakarya Zaferini temsil eden kompozizyon Selahattin Tuga tarafından yapılmıştır.


1947.03 - Başkomutanlık Meydan Muharebesinin 25. Yıldönümü
1962.06 - Başkomutanlık Meydan Muharebesinin 40. Yılı
26 Ağustos’ta başlayan taarruz Yunan hatlarında ilk anda bir gerilemeye neden olduysa da toparlanabildiler. Fakat ana kolordular arasındaki bağlantılar 24 saat içinde koptu. Küçük Asya Ordusu’nun başına getirilen General Georgios Hacıanestis, daha savaşın başında bazı yanlış kararlar aldı ama bunların dışında Nikolaos Trikupis gibi nitelikli komutanların dahi diğer kolordu üniteleriyle bağlantıları devam ettirmediği görüldü. O kadar ki 28 Ağustos’ta Türk birlikleri Kütahya’ya girmiştir. 2 Eylül’de de General Nikolaos Trikupis 6 bin askeriyle Uşak’ta teslim oldu. 14 gün gibi bir süre içerisinde Türk orduları düşmanın üzerinde kuşatma, toptan bir saf dışı bırakma ve esir alma gibi işlemlerle kesin bir zafer kazandı. Afyon-Kocatepe hattında başlayan taarruz 9 Eylül’de İzmir’e girişle tamamlandı. Bundan sonraki safha, Mudanya Mütarekesi ve diplomatik savaştır.
30 Ağustos Zaferi yeni bir çağın, Büyük Dünya Savaşı sonunun teknoloji ve strateji değişiklikleri döneminde elde edildi. Yeni taktikler, savunma, hücum, başarılı ricat teknikleri uygulandı. Dolayısıyla 30 Ağustos’un, ağustos aylarındaki büyük Türk zaferleriyle birlikte, Türk ordusunun bilhassa küçük Asya’daki tarihi bakımından çok önemli olduğu açıktır. Bu zaferler arasında takım tutar gibi seçim yapmak tarihçi anlayışa ters ve asıl önemlisi, bir yurdun ve ulusun 900 sene içerisinde yaşadıklarının anlaşılması bakımdan mahzurludur. Malazgirt Zaferi de Mohaç da Çanakkale, Kutül Amare, Sakarya ve 26-30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi de hepsi bir bütünün parçalarıdır ve 30 Ağustos bunların hepsini zirvede ifade eden bir tarihtir.
1972.10
Büyük Taaruzun 50. Yılı
Pulda İşlenen Konular: 100 kuruşlukta, Büyük Taarruz'da Atatürk vc Komutanlar Kocatepe'de, 110 kuruşlukta, Büyük Taarruzda Türk topçusu ve süvarileri.
Pulda İşlenen Kompozisyonlar: 100 kuruşlukdaki resim Fotoğrafçı Elem Tem’den, 110 kuruşlukdaki resim Kara Kuvvetleri Komutanlığı Foto-Film Merkezi vc Stüdyo Komutanlığından temin edilmiştir.
Kompozisyonlar Foto-Röliyef tekniğiyle Sümer Mumcu tarafından hazırlanmıştır.
1972.11
Başkomutanlık Meydan Şavaşının 50. Yılı
Pulda İşlenen Konu: Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni canlandıran kompozisyon. Pulun üzerindeki resim Afyon Müzesinden temin edilmiş, kompozisyon foto-roliyef tekniğiyle, Sümer Mumcu tarafından hazırlanmıştır.
1972.12
Türk Ordusunun İzmir'e Girişinin 50. Yılı
Pulda İşlenen Konu: Türk Ordusunun ve Komutanların İzmir'e girişini canlandıran kompozisyon Pulun üzerinde
ki resim Kara Kuvvetleri Komutanlığı Foto-Film Merkezi ve Stüdyo Komutanlığın­dan temin edilmiş, kompozisyon foto-röliyef tekniğiyle Sümer Mumcu tarafından hazırlanmıştı.
2016.22

Zafer Bayramı
Kurtuluş Savaşı'nın son adımı, 26 Ağustos 1922 günü Afyonkarahisar Kocatepe'de başlayan ve 30 Ağustos 1922 günü zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz ( Başkomutanlık Meydan Muharebesi ) ile tarih sayfalarımıza işlenmiştir. Mustafa Kemal Atatürk komutanlığındaki şanlı Türk ordumuz Yunan işgaline son vererek kutsal vatan toprağını düşman işgalinden kurtarmıştır. Atatürk, Büyük Taarruz için Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri! emrini verirken Türk askerimiz, vatanını savunma aşkıyla, sayıca az olmasına ve mühimmatının yetersizliğine rağmen üstün başarı göstererek sadece Türk tarihine değil dünya tarihine de adını yazdırmıştır.
30 Ağustos Zafer Bayramı 1 Nisan 1926 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce kabul edilmiştir ve bu tarihten itibaren her yıl törenlerle kutlanmaktadır.


2018.26

Zafer Bayramı
Büyük Taarruz, vatanından kovulmak ve yok edilmek istenen bir halkın, ülkesini işgalcilerden kurtarması adına attığı en büyük adımdır. Bu muharebe Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat kendisi tarafından yönetildiği için tarihe Başkomutan Meydan Muharebesi olarak geçmiştir.
Atatürk, 30 Ağustos Zaferi için, 30 Ağustos Muharebesi, Türk Tarihi'nin en mühim bir dönüm noktasını teşkil eder. Milli tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk Milleti'nin burada gerçekleştirdiği zafer kadar kesin sonuçlu ve bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, cihan tarihine yeni akım vermekte kesin etkili bir meydan muharebesi hatırlamıyorum. yorumunu yapmıştır.

Milli Mücadele'nin 100. Yılı Kutlamaları

1. Mustafa Kemal Paşa'nın kendi el yazısı ile “Hatıra-i Hürmet" ve imzası
2. Minber gazetesi İle Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a hareketine kadar oturduğu Şişll'deki ev ( Günümüz Atatürk Müzesi )
3. Mirliva Mustafa Kemal Paşa'nın 9.Ordu Müfettişi olarak Anadolu'ya gönderilişine ilişkin dört maddelik görev talimatnamesi
İstiklâlimizi kazanıncaya kadar, bütün milletle birlikte fedakârca çalışacağıma mukaddesatım üzerine yemin ettim. Artık benim için Anadolu'dan hiçbir yere gitmemek kararı kesindir.

4. Mustafa Kemal Paşa'yı kurmaylan İle birlikte İstanbul'dan Samsun'a getiren Bandırma Vapuru
5. Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'da konakladığı Mıntıka Palas
6. Yapıldığı dönemin Mesudiye oteli olarak geçen; Mustafa Kemal Paşa'nın Millî Mücadele'nin ilk karargâhi olarak kullandığı Havza Atatürk Evi

Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
22 Haziran 1919/Amasya
7. Havza Tamımı
8. İstanbul Hükümeti'nin Mustafa Kemal Paşa'yı İlk defa İstanbul'a geri çağırdığı telgraf metni ( 8 Haziran 1919 )
9. Amasya Tamımı için toplanan Mustafa Kemal Paşa ve delegeler
Devlet ve milletin geleceğine milli irade etken ve hakimdir. Ordu bu millî iradenin emrinde ve hizmetindedir.
7 Temmuz 1919/Erzurum
10. Amasya Tamlml'nin imzalandığı tarihi bina
11. Amasya Tamimi ( 22 Haziran 1919 ), telgrafcılar ve Amasya Tamimi'nin yapıldığı orijinal tarihi maniple
12. Mustafa Kemal Paşa'nın Erzurum Kongresi çalışmalannın önemli bir kısmını sürdürdüğü konak (Günümüz Ezurum Atatürk evi)
Milli sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür. Birbirinden ayrılamaz.
23 Temmuz-7 Ağustos 1919/Erzurum
13. Mustafa Kemal Paşa'nın Erzurum'da Harbiye Nezareti'ne gönderdiği askerlik görevinden istifa dilekçesi (8-9 Temmuz 1919)
14. Erzurum Kongre binası
15. Erzurum Kongresi beyannamesi ( 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 ) ile Erzurum Kongresi delegeleri
Manda ve himaye kabul olunamaz.
23 Temmuz-7 Ağustos 1919/Erzurum
16. Beyannamelerin ve Albayrak gazetesinin basıldığı Erzurum'daki matbaa makinesi
17. Erzurum Kongresi temsil heyeti üyeleri
18. Erzurum Kongresi delegeleri
Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.
23 Temmuz-7 Ağustos 1919/Erzurum
19. Sivas Kongre binası Sivas
20. Sivas Kongresi beyannamesi ( 4-11 Eylül 1919 )
21. İrade-i Milliye gazete haberleri ve İrade-i Milliye gazeteslnin basıldığı Sivas'taki matbaa makinesi
Tarih bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez.
4 Eylül 1919/Sivas
22. Sivas Kongresi temsil heyeti üyeleri
23. Sivas Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti Nizamnamesi ile başkan Melek (Reşit) Hanım ve arkadaşları
24. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Basimiza neler örülmek istenildigi ve nasil karsi koydugumuz ve daha dogrusu milletin arzu ve emellerine uyarak ve onun yardimiyla nasil çalistigimiz görülmeli ve gelecek kusaklar için ibret ve uyanis nedeni olmalidir. Zaten her sey unutulur. Fakat biz her seyi gençlige birakacagiz. O gençlik ki hiç bir seyi unutmayacaktir; gelecegin ümidi, isikli çiçekleri onlardir. Bütün ümidim gençliktedir.
Agustos 1919/Erzurum
Pullarda kullanılan orijinal belgeler Genelkurmay ATAŞE Daire Başkanlığı Arşivinden, görseller ise Genelkurmay Başkanlığı TSK Foto Film Mrk. K.ligi, Erzurum Valiliği, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara Üniversitesi Türk İnkilâp Tarihi Enstitüsü ve Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünden temin edilmiştir.
2019.14 - Milli Mücadele'nin 100. Yılı
Marmara İngiliz ve Fransızlar; Batı Anadolu Yunanlılar; Akdeniz İtalyanlar; Güney Doğu Anadolu Fransız ve İngilizler, Doğu Anadolu Ermeniler tarafından, Orta Anadolu’da ise bir kısım toprak parçası hariç memleketin dört bir yanı işgal edilmiş. Ordumuzun elinden silah ve cephanesi alınmış. Düşman süngüsü altındaki millet yorgun...
Mirliva ( Tuğgeneral ) Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918’de Haydarpaşa İskelesi’nde Kartal-2 İstimbotunda, işgalci ülkelerin 63 gemilik filolarını İstanbul önlerinde gördüğünde; “Geldikleri gibi giderler” diyerek Kurtuluş Savaşı'nın ilk işaretini verdi. Vahim vaziyetten kurtuluş çareleri aranmaya başlandı.
İsmail Hakkı ( Duruşu ) Bey kaptanlığında Bandırma Vapuru, Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarını Samsun’a ulaştırmak üzere İstanbul’dan 16 Mayıs 1919’ da bağımsızlık yoluna dümen kırdı. Geri dönüşü olmayan bu yolda ilk durak olan Samsun’a 19 Mayıs 1919’da vardı. İşte bu tarih kayıtsız şartsız bağımsız bir Türk Devleti kurmak için Millî Mücadele günlerinin hukuken, siyaseten ve fiilen başladığı tarihtir.
Vatanın ve Türk istiklalinin üzerine çöken düşmanlara karşı “Ya İstiklal, Ya Ölüm!” yemini ile tüm halk ve ordu, kurtuluş yolundaki en güçlü adımı attı. Ordu, millet ve Meclis hedefe giden yolda hiçbir engel tanımadan yürüyecek ve bugünkü bağımsızlığımızı bize vereceklerdi.
Mustafa Kemal Paşa, 25 Mayıs 1919 günü Samsun’dan hareket ederek arkadaşlarıyla Havza’ya vardı. Ve Havza’da anladı ki Çanakkale’deki un ve itibarı, Anadolu’da da kendisi ile beraber yürüyecekti. Mustafa Kemal Paşa, ilk temaslarını Havza’da yaptı ve ilk genelgesini 28-29 Mayıs 1919 günü Mesudiye Oteli’nde yazarak, Havza telgrafhanesinden çekti. Bu genelgede, İzmir ve Ege’deki Yunan işgalinin uyandırdığı tehlikeye dikkat çekilerek, milli protesto hareketlerinin ve mitinglerin başlaması isteniyordu.
Havza’daki çalışmalarına 12 Haziran’a kadar devam eden Mustafa Kemal Paşa, karargâhi ile Amasya’ya hareket etti. Mustafa Kemal Paşa, bu dönemde milli bir kongre toplayarak Milli Mücadele ile ilgili tüm faaliyetleri birleştirmeyi planlıyordu.
21-22 Haziran 1919’da mukavemet esaslarını yaveri Cevat Abbas’a dikte ettirerek yazılı bir belgeye dönüştürdüğü 8 maddelik “Amasya Tamımı”nın özü şudur: Mustafa Kemal Paşa, Amasya Genelgesi ile “Vatanın bütünlüğü, milletin istiklali ( bağımsızlığı ) tehlikededir.”, “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” vurgularından sonra, milletin istiklalini kurtarmak için milli bir heyetin kurulması gerektiğini, bu amaçla Anadolu'nun en güvenli yeri olan Sivas’ta milli bir kongrenin toplanacağını, vatanın içinde bulunduğu bu karanlık tablonun çözümünün ise delegelerin alacağı karara bağlı olduğunu duyuruyordu. Bu ifade ile milli egemenlik yazılı bir belgede ilk defa yer aldı. Ülkenin kaderinin halkın mücadelesi ile şekilleneceğine yer verilmesinden dolayı da, halk egemenliğine yönelişin ilk adımı olarak kabul edilmektedir.
26 Haziran’da Amasya’dan Erzurum’da düzenlenecek kurultaya katılmak üzere yola çıkan Mustafa Kemal Paşa, Tokat, Sivas ve Erzincan üzerinden 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a vardı. Kurultay hazırlıkları devam ederken 8-9 Temmuz’da Sarayla yaptığı telgraf görüşmesinde Müfettişlik görevine son verilen Mustafa Kemal Paşa, gece saat 10.50 'de Harbiye Nezaretine ve Padişaha gönderdiği telgrafta askerlik mesleğinden istifa ettiğini bildirdi. Bütün yetkilerini kaybettiği ve artık “Sine-i millete döndüğü” o günlerde Kazım Karabekir Paşa’dan ciddi destek aldı.
23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Anadolu’da Milli Mücadele birliğinin kurulmasının ikinci adımı Erzurum Kongresi ile atıldı. Mustafa Kemal'in açış konuşmasından sonra kongre çalışmalarına başladı. Örgütün amacını ve yönetim biçimini belirleyen bir tüzük hazırlandı. Erzurum Kongresi'nin kararları, bir bildirgeyle ülkedeki yabancı makamlara, kuvvet komutanlarına ve vilayetlere dağıtıldı. Yabancı devlet temsilcileri kongre kararlarını kısa ömürlü bir başkaldırı girişimi olarak değerlendirdi fakat bu kararlar parlak geleceğe giden adımlardan bir tanesiydi.
Bir sonraki durak işgallerden uzak, Anadolu’nun her yönden en güvenilir yeri olan Sivas’ti. Milli Mücadele yıllarında düzenlenen kongreler içinde tek mill kongre 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas’ta gerçekleşen kongredir. Sivas Kongresi’nde alınan kararlar, daha önce gerçekleştirilen Erzurum Kongresi kararlarını genişleterek tüm ulusu kapsar bir nitelik kazandırmış ve yeni bir Türk Devleti’nin kuruluşuna temel olmuştur. Kongre’nin sonunda resmen çalışmaya başlayan Heyet-i Temsiliye ise bir hükümet gibi Ankara’da TBMM’nin açılmasına kadar çalışmalarına devam edecekti. Sivas Kongresi, Ulusal Mücadelenin gücünü arttırmış ve Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğini güçlendirmiştir. Bu nedenlerden dolayı Kongre’nin Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki önemi büyüktür. Anadolu’yu bize vatan kılan, bağımsızlık ve varoluşumuzu borçlu olduğumuz Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarını, kahraman şehitlerimizi saygıyla anmak adına “Millî Mücadele’nin 100. Yılı” konulu; Ay yıldız perforaj kullanılarak hazırlanan tek değerli anma bloğu, Ay yıldız perforaj kullanılarak hazırlanan gümüş varak ve gofre uygulamalı seri numaralı tek değerli anma bloğu, Yirmi dört puldan oluşan stickerli kağıda baskılı özel tasarım blok pul, Altın varak ve lak uygulamalı ilkgün zarfı hazırlanarak dolaşıma sunulmuştur.
2019.33 - Atatürk'ün Ankara'ya Gelişinin 100. Yıldönümü
Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması ile fiilen tarihe karışmıştır. Mütareke ile başlayan işgaller, Anadolu halkını büsbütün perişan etmiştir, işte böylesi bir ortamda 16 Mayıs 1919'da İstanbul'dan ayrılan 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler, 19 Mayıs 1919'da Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basmışlardır.
Mustafa Kemal Paşa, halkın desteği ile bağımsız bir Türk Devleti kurmak için mücadele edeceğini Amasya'da ilan etmiş, milli egemenlik esasına dayanan yeni bir devletin kurulması gerektiği düşüncesini ilk kez Erzurum Kongresi'nde dile getirmiştir. Bununla birlikte bu kongrede, Sivas Kongresi'nin hazırlıkları yapmak ve Kuvayımilliye hareketini desteklemek amacıyla dokuz kişiden oluşan bir Temsil Heyeti oluşturulmuş ve başkanlığına ise Mustafa Kemal Paşa seçilmiştir. Temsil Heyeti'nin üye sayısı Sivas Kongresi'nde ön beş kişiye çıkarılmış ve Heyet-i Temsiliye vatanın bütününü temsil eder şeklinde alınan kararla, yetkileri bütün ülke için geçerli hale getirilmiştir. Böylece İstanbul Hükümeti'nin dışında Anadolu'da Milli Mücadeleyi yönetecek yeni bir hükümetin varlığıyla, milli iradeye dayanan yeni bir Meclisin açılması yönünde büyük bir adım atılmıştır.
Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi'nin ardından Heyet-i Temsiliye karargâhının Sivas'tan Ankara'ya taşınması gerektiğini düşünmüştür. 1 Ekim 1919 tarihinde Kazım (Karabekir) Paşa'ya göndermiş olduğu telgrafta konuya şöyle değinmektedir: ...Aynı zamanda Heyet-i Temsiliye Karargâhini Ankara'ya ve daha da batıya taşıyarak İstanbul'a yaklaşmanın etkili olabileceğini düşünüyoruz... Fakat Mustafa Kemal Paşa'nın bu kararını, Temsil Heyeti'ne kabul ettirmesi kolay olmamıştır. 16-29 Kasım 1919 tarihleri arasında Sivas'ta komutanların da katılımıyla gerçekleşen toplantıda, karargâhin batı cephelerine yakın bir şehre taşınma kararı alınmıştır. Bu toplantı kararlarında Temsil Heyeti'nin Eskişehir'e gideceği; tutanaklarda ise Seyitgazi'nin merkez yapılacağı ifade edilmektedir. Bununla birlikte Heyet-i Temsiliye'nin Sivas'tan sonra nereye gideceği uzun süre gizli tutulmuş ve Ankara'ya gideceği söylenmemiştir.
Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'yı kurtuluşun merkezi olarak seçmesinin en büyük nedeni, 1919 yılı şartlarında bu şehrin taşıdığı stratejik önemden kaynaklanmaktadır. Coğrafi konumu, cephelere eşit mesafede oluşu, limanlara, demiryollarına ve telgraf şebekelerine ulaşabilme kolaylığı, Ali Fuat Paşa komutasındaki 20. Kolordu'nun Ankara'da olması ve yöre halkının başlayan mücadeleye candan bağlılıkları gibi pek çok etken, Ankara'nın merkez olarak belirlenmesinde önemli rol oynamıştır.
Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, 18 Aralık 1919 günü Sivas'tan ayrılmışlardır. Eski Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf (Orbay) Bey, eski Vali Mazhar Müfit (Kansu) Bey, eski Mutasarrif Hakkı Behiç (Bayiç) Bey ve eski Washington Büyükelçisi Ahmet Rüstem (Bilinski) Bey'in de aralarında yer aldığı ondokuz kişiden oluşan heyet, üç binek otomobil ile Kayseri-Mucur-Kırşehir ve Kaman yolunu izleyerek çok güç koşullar altında yolculuk etmişlerdir.
Dokuz gün süren bu uzun yolculuğun birer günü inceleme ve görüşmeler için Kayseri ve Mucur'da ve yedi günü ise eski, bakımsız otomobiller ve kötü hava koşulları yüzünden yolda geçmiştir. Nihayetinde Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, 27 Aralık 1919 Cumartesi günü Ankara'yı onurlandırmışlardır.
27 Aralık, Ankara tarihi için bir dönüm noktasıdır. Şehir halkı, Mustafa Kemal Paşa ve heyetini olağanüstü bir törenle Gölbaşı ilçesinde karşılamış ve Dikmen-Yenişehir-Radyoevi-Demiryolu İstasyonu ve Ulus Meydanı yoluyla Ankara Hükümet Konağı önüne gelinmiştir. O güne kadar Anadolu'nun hiçbir yerinde bu kadar parlak bir karşılama töreni yapılmamıştır. Hükümet erkâni, Ankaralılar, seğmen alayı, esnaf loncaları, sanatkârlar, öğrenciler ve birçok atlı, büyük bir coşku ve içten gelen vatanseverlik gösterileri ile Mustafa Kemal Paşa'yı karşılamıştır.
Ankara Valiliği tarafından Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına tahsis edilen Ziraat Mektebi, bundan sonra Temsil Heyeti'nce hem ikametgâh hem de karargâh olarak kullanılacaktır. Kalaba Köyü sınırları içerisinde yer alan ve şehir merkezine yaklaşık beş kilometre uzaklıkta bulunan yeni karargâhtan Mustafa Kemal Paşa, Heyet-i Temsiliye adına şu duyuruyu yayınlamıştır:
"... Sivas'tan Kayseri yoluyla Ankara'ya gitmek üzere yola çıkan Heyet-i Temsiliye, bütün yol boyunca ve Ankara'da, büyük ulusumuzun sıcak ve içten yurtseverlik gösterileri içinde bugün buraya geldi. Ulusumuzun gösterdiği birlik ve dayanç (azim), ülkemizin geleceğini güven altına alma konusundaki inancı sarsılmaz bir biçimde destekleyecek niteliktedir. Şimdilik Heyet-i Temsiliye merkezi Ankara'dadır. Saygılarımızı sunarız efendim."
Temsil Heyeti'nin Ziraat Mektebi'ndeki ilk günleri, çok yoğun bir çalışma ortamı içerisinde geçmiştir. Ocak ayı başlarında İstanbul'da açılacak olan Meclis-i Mebusan'm toplantı hazırlıklarının yanı sıra ulusal mücadelenin nasıl yürütüleceğine dair pek çok konunun görüşülmesi burada gerçekleşecektir. Mustafa Kemal Paşa, 29 Aralık 1919 tarihinde yayınladığı ikinci genelgesinde, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği'ndeki bütün milletvekillerini Ankara'ya çağırmıştır. Yapılacak karşılıklı bu görüşmelerde Türkiye'nin ulusal politikası oluşturulacaktır. Ayrıca son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ın da görüşülen ve 28 Ocak 1920 tarihinde kabul edilen "Misakımilli" nin ilk müsveddeleri de Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara Ziraat Mektebi'nde kaleme alınacaktır...
2020.01 Millî Egemenliğin 100. Yılı
Ulusal Bağımsızlık Savaşı'nın örgütlenme aşamasında toplanan Erzurum ve Sivas Kongrelerinde on altı kişilik bir Heyet-i Temsiliye oluşturulmuş ve "Heyet-i Temsiliye vatanın heyet-i umumiyesini temsil eder" şeklinde alınan karar doğrultusunda yetkileri bütün ülke için geçerli hale getirilmiştir. Osmanlı Meclis-i Mebûsanı'na alternatif olarak kurulan Heyet-i Temsiliye, Ulusal Bağımsızlık Savaşı'nın başlatılması ve millî iradeye dayanan yeni bir meclisin kurulmasında son derece aktif rol oynamıştır.
Sivas Kongresi'nden sonra Heyet-i Temsiliye, İstanbul Hükümetine kongre kararlarını kabul ettirmek ve Mebusan Meclisi'nin bir an evvel toplanması için çalışmalara başlamıştır. Temsil Heyeti'nin yoğun baskıları sonucu 30 Eylül 1919'da Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa etmiş ve Padişah Vahdettin yeni hükümeti kurmakla Ali Rıza Paşa'yı görevlendirmiştir. Ali Rıza Paşa Hükümeti ile Heyet-i Temsiliye arasında 20-22 Ekim 1919'da bir görüşme gerçekleşmiştir. "Amasya Görüşmesi" olarak bilinen bu toplantıda İstanbul Hükümeti, Anadolu'daki mücadeleyi yasa dışı bir oluşum olarak görmekten vazgeçmiş ve meşru bir hareket olarak tanımak zorunda kalmıştır. Heyet-i Temsiliye için siyasal bir başarı olan bu görüşmede, taraflar Osmanlı Mebusan Meclisi'nin biran evvel açılması konusunda görüş birliğine varmışlardır.
Seçimlerin yapılmasıyla birlikte son Osmanlı Mebusan Meclisi, 12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplanmıştır. Ankara'da Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından hazırlanan ve bağımsız bir Türk Devleti'nin kuruluş prensipleri olarak kaleme alınan Misak-ı Millî, 28 Ocak 1920'de kabul edilmiştir. "Toprak Bütünlüğü" ve "Tam Bağımsızlık" ilkeleri üzerine inşa edilen ve 17 Şubat 1920'de dünyaya ilan edilen Misak-ı Millî, Türk vatanının sınırlarını belirleyerek, Türk ulusunun asgari isteklerini tüm dünyaya duyurmuştur.
Misak-ı Millî'nin ilanı ve buna tepki gösteren İtilaf Devletleri'nin İstanbul'u 16 Mart 1920'de resmen işgal etmeleri ile Kurtuluş Savaşı'nda yeni bir dönem başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa 19 Mart 1920'de illere, bağımsız sancaklara ve kolordu komutanlarına bir bildiri yayınlayarak ulusun işlerini yürütmek ve denetlemek üzere Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanacağını ifade etmiş ve seçimlerin on beş gün içerisinde yapılmasını, mebusların Ankara'ya gelmelerini ve baskına uğrayan Osmanlı Mebusan Meclisi üyelerinden gelebilecek olanların da yeni meclise katılmalarını istemiştir.
Ankara'da bulunan Heyet-i Temsiliye üyeleri, İstanbul'dan kaçarak Ankara'ya gelen ve yeni seçilen mebusların katılımıyla 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır.
İlk toplantıda Meclis başkanı olarak Mustafa Kemal Paşa seçilmiştir. Yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendinde toplayarak, "Kuvvetler Birliği" esaslarına göre kurulmuş olan Birinci TBMM, daha ilk günden itibaren kendisini kurucu bir meclis olarak görmüş, yeni bir devlet kurmanın bütün gereklerini adım adım gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda 3 Mayıs 1920'de on bir kişilik "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti" kurulmuştur. Meclisin 29 Ekim 1923 yılına kadar sürdürdüğü çalışma sistemi "Meclis Hükümet Sistemi" olarak adlandırılmaktadır. Bu hükümet, ulusal birliği sağlamak, işgalcilere ve İstanbul Hükümeti ile padişahın yıkıcı etkilerine karşı mücadele edebilmek için bütün yetkileri elinde toplamıştır.
Diğer taraftan Anadolu'da 1919 yılından itibaren ayaklanmalar başlamıştır. Önceleri Heyet-i Temsiliye ve Kuva-yı Millîye'ye karşı Anadolu'da çıkan ayaklanmalar, TBMM'nin açılmasından sonra bu kurumun varlığını ortadan kaldırmaya dönük olarak devam etmiştir. Ayaklanmaları bastırmak ve asker kaçaklarını önlemek amacıyla İstiklâl Mahkemeleri kurulmuştur.
Misak-ı Millî'nin ilanı ve TBMM'nin açılışının ardından Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri ile masaya oturup 10 Ağustos 1920'de Sevr Barış Anlaşmasînı imzalamıştır. Osmanlı tarihinin kara lekesi olan bu antlaşma ile Osmanlı Devleti tarih sahnesinden silindiği gibi Türk topraklarının paylaşılmasıyla ilgili projelerde de son aşamaya gelinmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında imzalanan antlaşmaların en ağırı olarak nitelendirilen bu antlaşma ile İtilaf devletleri, Misak-ı Millî'de yer alan ilkeleri tanımadıklarını açıkça ortaya koymuşlardır. Ancak Sevr Antlaşması, hem hukuken ve hem de fiilen ölü doğmuş bir antlaşmadır. Çünkü herhangi bir parlamento onayından ve Türk ulusunun direnişi karşısında uygulama safhasına geçememiştir. Ankara'nın bu antlaşmaya tepkisi çok sert olmuş ve bu antlaşmayı imzalayan Osmanlı devlet adamlarını vatan haini ilan ederek vatandaşlıktan çıkarmıştır. Bunların dışında TBMM, 7 Haziran 1920'de kabul ettiği yasa ile 16 Mart 1920'den sonra, TBMM onayı olmaksızın İstanbul Hükümetince yapılmış ve yapılacak olan hertürlü antlaşmayı geçersiz saymıştır.
Yaşanan bu siyası ortamda dağınık bir halde bulunan Kuva-yı Millîye'yi düzenli ordu birlikleri haline getiren yeni Türk Devleti, savaşı Doğu'da başlatmıştır. Sevr Antlaşması sonrası özellikle Ingilizlerin kışkırtmalarıyla saldırıya geçen Ermeniler, Oltu, Kars ve Sarıkamış'ı ele geçirmişlerdir.
Bölgede yaşanan zulüm ve katliamlar, düzenli ordunun harekete geçmesine neden olmuştur. Kazım Karabekir Paşa'nın komutasındaki Türk birlikleri karşısında tutunamayan Ermeniler, barış istemek zorunda kalmışlardır. İki taraf arasında 2-3 Aralık 1920'de "Gümrü Barış Anlaşması" imzalanmıştır. Bu antlaşma TBMM Hükümetinin ilk siyasi anlaşması olup ilk kez bir siyasi belgede Türkiye adı kullanılmıştır. Bunun yanı sıra bu antlaşma Sevr Antlaşmasına vurulan ilk darbedir. Ermeniler, Sevr ile kazandıkları haklarından kendi istekleriyle vazgeçmişlerdir.
2020.05 Türkiye Büyük Millet Meclisinin Açılışının 100. Yılı 
Misak-ı Millî'nin ilanı ve buna tepki gösteren İtilaf Devletlerinin İstanbul'u resmen işgal etmeleri ile Kurtuluş Savaşı'nda yeni bir dönem başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'un işgalinden üç gün sonra 19 Mart 1920'de kolordu komutanlarına, illere ve bağımsız sancaklara bir bildiri yayınlayarak Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir Meclisin toplanacağını duyurmuştur. Aynı genelge ile seçimlerin on beş gün içinde yapılması, mebusların Ankara'ya ulaşması ve dağılmış Mebusan Meclisi üyelerinin de gelebilecek olanlarının yeni Meclise katılması istenmiştir.
Ankara'da bulunan Heyet-i Temsiliye üyeleri, İstanbul'dan kaçarak Ankara'ya gelen ve yeni seçilen mebusların katılımıyla 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Genç üyelerden oluşan Birinci Meclis'te asker, bürokrat, gazeteci, toprak ağası, tüccar, din adamı, esnaf gibi çeşitli mesleklerden kişiler mebus olarak yer almıştır. Bu bakımdan Birinci Meclis her yönüyle bir halk meclisi niteliği taşımaktadır.
İlk toplantıda Meclis başkanı olarak Mustafa Kemal Paşa seçilmiştir. Yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendinde toplayarak, "Kuvvetler Birliği" esaslarına göre kurulmuş olan Birinci TBMM, daha ilk günden itibaren kendisini kurucu bir meclis olarak görmüş, yeni bir devlet kurmanın bütün gereklerini adım adım gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda 3 Mayıs 1920'de on bir kişilik "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti" kurulmuştur. Meclisin 29 Ekim 1923 yılına kadar sürdürdüğü çalışma sistemi "Meclis Hükümet Sistemi" olarak adlandırılmaktadır. Bu hükümet, ulusal birliği sağlamak, işgalcilere ve İstanbul Hükümeti ile padişahın yıkıcı etkilerine karşı mücadele edebilmek için bütün yetkileri elinde toplamıştır.
1921 yılında milletin hürriyet ve bağımsızlık yolundaki kararlılığının bir göstergesi olarak dünyaya ilanı düşüncesiyle 23 Nisan gününün milli bayram olması konusu Meclis'e getirilmiş, yapılan görüşmeler sonucunda "Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk Yevm-i Küşadı olan 23 Nisan Günü Milli Bayramdır" hükmüyle kabul edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin bu ilk milli bayramı, 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasından sonra "23 Nisan Milli Hâkimiyet Bayramı" olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmıştır. Bayram kutlamalarına 1927 tarihinden itibaren Türkiye Himaye-i Etfal Cemiyeti de katılmış ve Mustafa Kemal Paşa bu bayramı 23 Nisan 1929'da çocuklara armağan etmiştir. 27 Mayıs 1935'te kabul edilen "Ulusal Bayramlar ve Genel Tatiller Hakkında Kanun" ile Hâkimiyeti Millîye ve Çocuk Bayramı birleştirilerek, 22 Nisan öğleden sonra başlayan ve 23 Nisan gününü içine alan zaman yani bir buçuk günlük süre "Milli Hâkimiyet Bayramı" adı altında kutlanmıştır.
1981'de Milli Güvenlik Konseyi'nin Ulusal Bayramlar ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararı ile "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıdır" hükmü getirilerek, resmî bir ad ve statüye kavuşturulan bayram, sadece ilkokullarda ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde kutlanmıştır. 1985'de ise TBMM ile TRT'nin işbirliğiyle 23 Nisan şenlikleri "Dünya Barışı"nı simgeler nitelik almıştır. Böylece 23 Nisan, Türk çocuklarının dünya çocuklarına da armağan ettiği bir bayram haline gelmiştir.

2022.19 - Büyük Zafer'in 100.Yılı
Sakarya Zaferi'nden sonra TBMM içinde ve dışında herkes Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın çevresinde birleşmiştir. Mustafa Kemal Paşa'nın Başkomutan olarak yönettiği bir muharebeden zaferle çıkması, O'nun yurt içindeki liderliğini kesinleştirirken, dış dünyada da gücünü hemen herkes kabul etmiştir.
Bu arada Meclis'te Yunanlılara karşı düzenlenecek saldırının zamanı konusunda iki görüş belirmiştir. Bazı kişiler hemen saldırılması görüşünü savunurken, tek bir saldırıyla kesin zafer elde etmek isteyen Mustafa Kemal Paşa ise uzun bir hazırlık evresi sonrasında taarruza geçilmesini uygun görmekteydi. Sonuçta Mustafa Kemal Paşa'nın düşüncesi kabul görmüş ve hemen askeri hazırlıklara girişilmiştir.
Taarruz için gizli hazırlıklar yapıldığı ve ordunun güneye doğru aktarıldığı günlerde, Ankara'daki siyasi mücadele de devam etmekteydi. 5 Mayıs 1922 günü Gazi'nin hastalık nedeniyle Meclis'te bulunmamasından yararlanan karşıt grup, Başkomutanlık Kanunu'nun süresini uzatmamışlarsa da, 6 Mayıs günü Meclis'te bir konuşma yapan Mustafa Kemal Paşa, yeniden oylama istemiş ve Başkomutanlık süresini 3 ay daha uzatılmasını sağlamıştır.
6 Ağustos 1922'de orduya taarruz için hazırlanma emri gizli olarak verilmiş ve 20 Ağustos'ta Akşehir'de komutanlarla gizli olarak yapılan toplantıda, 26 Ağustos taarruz günü olarak kararlaştırılmıştır.
26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan genel saldırıda, Yunan ordusu büyük bir bozguna uğratılmış ve birliklerin çoğu teslim olmuştur. Kurtulan Yunan askerleri ise panik halinde İzmir'e doğru kaçmaya başlamışlardır. 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da düşman kuvvetlerinin imhası ile sonuçlanan bu meydan muharebesine İsmet Paşa, 31 Ağustos'ta Başkumandan Meydan Muharebesi adını vermiştir. Mustafa Kemal Paşa "Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!" emriyle, düşmanın takip edilmesini ve tamamen yok edilmesini istemiştir. 30 Ağustos'ta başlayan bu takip harekâtı sonucunda 9 Eylül'de İzmir, 11 Eylül'de Bursa kurtarılmıştır. Eylül ayının ortalarına gelindiğinde Anadolu tümüyle Yunan askerinden arındırılmıştır.

"Büyük Zafer'in 100. Yılı" konulu blok şeklinde hazırlanan tek değerli anma blokpulu, blokpul şeklinde hazırlanan tek değerli seri numaralı pul ile altın varak ve lak uygulamalı ilk gün zarfı ve bu ürünlerin içerisinde yer aldığı pul portföyü 30.08.2022 tarihinde dolaşıma sunulmuştur.
2022.24 - Mudanya Ateşkes Antlaşmasının 100.Yılı
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin kazanılmasının ardından Mustafa Kemal Paşa'nın, "Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz'dir, İleri" emri ile Batı Anadolu Yunan işgalinden kurtarılmış ve sıra hala Yunan ordusunun kontrolünde bulunan Doğu Trakya ile İtilaf Devletlerinin denetimindeki İstanbul ve Boğazların kurtarılmasına gitmiştir. 20-23 Eylül 1922'de Fransa, İngiltere ve İtalya devletlerinin temsilcileri Paris'te bir araya gelmişler ve yeni gelişen askeri durumla ilgili değerlendirme yapmışlardır. Sonuçta Fransa tarafından görevlendirilen Franklin Boullion, Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek için 28 Eylül 1922'de İzmir'e gelmiş ve Paris'te alınan kararları bildirmiştir. Bu görüşmede Franklin Boullion, Edirne dâhil olmak üzere, Meriç'ten itibaren tüm Doğu Trakya'nın Türkiye'ye geri verileceği konusunda karar alındığını ve bunun bir teminat olduğunu açıklamıştır.
Çanakkale önlerindeki gergin bekleyiş ateşkes görüşmelerinin başlamasıyla kısmen de olsa yerini bir yumuşamaya bırakmıştır. Ateşkes görüşmeleri 3 Ekim 1922'de Mudanya'da başlamıştır. Mudanya'daki mütareke görüşmelerinde TBMM Hükümeti, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa tarafından temsil edilirken, Fevzi Paşa ve Refet Paşa da görüşmeler boyunca Mudanya'da kalmışlardır. İngiltere General Harington, Fransa General Charpy ve İtalya da General Mombelli tarafından temsil edilmişlerdir. Görüşmelerle doğrudan ilgili devlet durumda bulunan Yunanistan ise General Mazarakis ile Albay Sariyanis'i görevlendirmesine karşın, Yunan delegeler görüşmelere doğrudan doğruya katılmamışlar ve gelişmeleri bir gemiden izlemekle yetinmişlerdir.
Zaman zaman gergin anların yaşandığı, hatta görüşmelerin kesilmesi tehlikesinin belirdiği ve Türk Ordusunun yeniden harekât hazırlıklarına giriştiği ateşkes görüşmeleri, 11 Ekim'de uzlaşmayla sonuçlanmış ve taraflar ortaya çıkan metne imzalarını atmışlardır. 14 maddeden oluşan Mudanya Mütarekesi ile Doğu Trakya savaş yapılmadan kurtarılmış ve Mondros Mütarekesi artık yok sayılmıştır. İngiltere'nin Doğu Akdeniz politikası iflas etmiş ve bu devletin Yunan destekçisi olan Başbakanı Lloyd George'un görevinden istifasıyla seçimlere gidilmiştir. Mütarekenin imzalanması ile Fransa'dan sonra İngiltere ve İtalya da yeni Türk Devleti'nin varlığını resmen kabul etmişlerdir. Mütarekeyi kabul etmek istemeyen ve imzalamayan Yunan Hükümeti ise destek bulamamış ve sonuçta 14 Ekim'de imzalamak zorunda kalmıştır. Mudanya Mütarekesi ile Türk-Yunan çatışmasının sona erdirilmesi ve Doğu Trakya'nın kurtarılması Türk tarafı açısından olumlu kazanımlar olarak göze çarpmaktadır.
Kurtuluş Savaşı’nın sonunda; İstanbul, Boğazlar ve Doğu Trakya’nın savaşsız kurtarılmasını sağlayan, TBMM Hükümeti’nin ilk siyasi zaferi anısına "Mudanya Ateşkes Antlaşmasının 100. Yılı" konulu tek değerli anma blokpulu ile ilk gün zarfı 11.10.2022 tarihinde dolaşıma sunulmuştur.
2023.16/1393 - İstanbul’un Kurtuluşunun 100.Yılı
İtilaf devletlerinin Birinci Dünya Savaşı sonunda ülkemizi işgali üzerine Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmış ve Millî Mücadele'yi başlatmıştır.
Mustafa Kemal Paşa bağımsızlık mücadelesinin alt yapısını Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas'ta hazırlamış ve Millî Mücadele'yi yürütecek olan Temsil Heyeti'ni oluşturmuştur. Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa, mücadelenin silahlı eylem aşamasını gerçekleştirmek için yer arayışları içerisine girmiş ve 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelmiştir. Bu esnada Türklerin direnişini kırmak isteyen İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920'de İstanbul'u resmen işgal etmişlerdir. İşgal sırasında İngilizler Şehzadebaşı Karakolu'ndaki Türk askerlerini şehit etmiş ve Mebusan Meclisi'ni basarak bazı mebusları tutuklamışlardır. Yaşanan bu olumsuz gelişmeler üzerine ulusal bilinç, ulusal birlik ve ulusal bağımsızlığı gerçekleştirmek amacıyla yola çıkan Mustafa Kemal Paşa, 23 Nisan 1920'de ulus egemenliğine dayanan tam bağımsız yeni bir Türk Devleti'nin temellerini Ankara'da atmıştır.
Millî Mücadele, 11 Ekim 1922 tarihli Mudanya Ateşkes Antlaşması ile zaferle sonuçlanmıştır. Mütareke sonrası başlayan barış görüşmeleri 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasıyla sona ermiştir. Bu antlaşmanın II. TBMM'de 23 Ağustos 1923 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmesiyle birlikte İtilaf Devletleri İstanbul'dan ayrılmaya başlamış ve son İtilaf birliği 4 Ekim 1923'te Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etmiştir. 6 Ekim 1923'te ise Şükrü Naili (Gökberk) Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul'a girerek kontrolü ele geçirmiştir. İstanbul 4 yıl, 10 ay ve 23 günlük işgalden kurtarılmıştır.
2023.17/1394 - Ankara’nın Başkent Oluşunun 100.Yılı
Birinci Dünya Savaşı sonunda düşman devletlerin ülkemizi işgali üzerine Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak Millî Mücadeleyi başlatmıştır.
Ya İstiklal Ya Ölüm parolasıyla Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas'ta bağımsızlık mücadelesinin alt yapısını hazırlayan ve Millî Mücadele'yi yürütecek olan Temsil Heyeti'ni oluşturan Mustafa Kemal Paşa, mücadelenin silahlı eylem aşamasını gerçekleştirmek için yer arayışları içerisine girmiştir.
27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa, AnkaralIlar tarafından sevinç gösterileriyle karşılanmış ve Ankara Valiliği tarafından kendilerine tahsis edilen Ziraat Mektebi binasına yerleşmiştir. Şehrin yaklaşık beş kilometre dışında Kalaba Köyü sınırları içerisinde yer alan Ziraat Mektebi, Temsil Heyeti'nce hem ikametgâh hem de karargâh olarak kullanılmıştır. Bozkırın ortasında ve Ankara Kalesi etrafında kurulu küçük bir kasaba görünümünde olan Ankara, dışarıdan gelenler için ulaşılması ve yaşanılması oldukça güç bir kent görünümündedir. Yollar son derece bozuk olup, ulaşım atlı araba ya da binek hayvanlarla sağlanmaktadır. Tüm zorlu şartlara rağmen güçlü gelenekleri olan şehir halkı, misafirleri en iyi şekilde ağırlamış, Millî Mücadele'nin yanında yer alarak aynî ve nakdî yardım yapmaktan geri kalmamıştır.
Bu esnada Türklerin direnişini kırmak isteyen İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920'de İstanbul'u resmen işgal etmişlerdir. İşgal sırasında İngilizler Şehzadebaşı Karakolu'ndaki Türk askerlerini şehit etmiş ve Mebusan Meclisi'ni basarak bazı mebusları tutuklamışlardır. Yaşanan bu olumsuz gelişmeler üzerine ulusal bilinç, ulusal birlik ve ulusal bağımsızlığı gerçekleştirmek amacıyla yola çıkan Mustafa Kemal Paşa, 23 Nisan 1920'de ulus egemenliğine dayanan tam bağımsız yeni bir Türk Devleti'nin temellerini Ankara'da atmıştır. Ulusal Bağımsızlık Savaşı'nın örgütlenme aşamasında, Anadolu'nun ortasında adeta unutulmuş olan Ankara ise Mustafa Kemal Paşa'yı adeta kucaklamış ve bu mücadelenin askeri ve siyasi hareket merkezi olmuştur.
Millî Mücadele'nin silahlı eylem aşaması, 11 Ekim 1922 tarihli Mudanya Ateşkes Antlaşması ile zaferle sonuçlanmıştır. Mütareke sonrası başlayan barış görüşmeleri, 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşmasının imzalanmasıyla sona ermiştir. Bu antlaşmanın II. TBMM'de 23 Ağustos 1923 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmesiyle birlikte İtilaf Devletleri İstanbul'dan ayrılmaya başlamış ve son İtilaf birliği 4 Ekim 1923'te Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etmiştir. 6 Ekim 1923'te ise Şükrü Naili (Gökberk) Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul'a girerek kontrolü ele geçirmiştir. İstanbul'un 4 yıl, 10 ay ve 23 günlük işgalden kurtarılması, yeni devletin başkentinin neresi olacağı tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.
Ankara, Millî Mücadele'nin merkezi olarak bağımsız bir Türk Devleti'nin kurulmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Bu bağlamda Malatya Milletvekili İsmet ( İnönü ) Paşa ve 14 milletvekili, 9 Ekim 1923'te Ankara'nın başkent olmasıyla ilgili bir önerge hazırlamış ve TBMM'ye sunmuştur. Bu önerge, TBMM tarafından 13 Ekim 1923'te oy birliği ile kabul edilmiş ve Ankara yeni Türk Devleti'nin başkenti olmuştur.
2023.19/1395 - Türkiye Cumhuriyeti’nin Yüzüncü Yılı
Cumhuriyet, devlet yönetiminde millî egemenliği, millî iradeyi ve özgür seçimi esas kabul eden bir rejimin adıdır. Türkiye için sadece bir yönetim şekli değil, aynı zamanda tarihimizin en kapsamlı çağdaşlaşma hamlesi olan cumhuriyet, getirdiği çağdaş açılımlarla Türk insanının ufkunu genişletmiş, ekonomik, sosyal ve siyasal hayat görülmemiş bir dinamizm kazanmıştır. Modern anlamı ile demokrasinin en gelişmiş şekli olan cumhuriyet bir tarihi gelişmenin sonucudur.
Atatürk'ün cumhuriyeti devletin siyasi rejimi olarak seçmesinin nedeni, çocukluğundan beri cumhuriyetin özlemini duymuş olmasında aranabilir. O, gençlik yıllarından beri cumhuriyet rejiminin üstünlüğüne, faziletine inanarak, Türk milletinin bir gün mutlaka cumhuriyet idaresine kavuşacağını söylemekten de çekinmemiştir. Önceleri açıkça ifade etmese bile genel düşüncesi, daima halkın hâkimiyetinden yana olmak ve millet düşüncesini her şeyin üstünde tutmak olmuştur.
Birinci Dünya Savaşı sonrası başlayan haksız işgalleri, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durumu ve ileri sürülen kurtuluş çarelerini yeniden gözden geçiren Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa şu sonuca varmıştır: "... Gerçekte içinde bulunduğumuz o tarihte Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. O halde ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi? Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milli hâkimiyete dayanan kayıtsız, şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!"
Ona göre, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşaması ancak böyle mümkün olabilecekti. Bu düşünceden hareketle Anadolu'da Ulusal Bağımsızlık Savaşı'nın örgütlenme aşamasını başlatan Mustafa Kemal Paşa, "Türk'ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Öyleyse Ya İstiklâl Ya Ölüm!" parolasıyla millî bilinç, millî birlik, millî bağımsızlık ve millî egemenliğine dayanan tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurma düşüncesiyle yola çıkmıştır. Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas'ta ulusal örgütlenmenin ve 23 Nisan 1920 tarihinde ise Ankara'da yeni bir Türk Devleti'nin temelleri atılmıştır. Büyük Millet Meclisi'nin açılışı ile iç ve dış güçlere karşı savaşı yönetecek yepyeni millî bir devlet kurulmuştur. Mondros Ateşkes Antlaşması ile eylemsel olarak ortadan kalkan Osmanlı Devleti'nin bırakmış olduğu boşluk, Ankara'da açılan Büyük Millet Meclisi ile doldurulmuştur. Ayrıca 20 Ocak 1921 Anayasası'nda yer alan egemenliğin kayıtsız şartsız ulusa ait olduğuna dair hükümle ise cumhuriyet yönetimi için önemli bir adım atılmıştır. Ancak savaş yılları olduğu için ulusun gücünü bölmemek amacıyla rejim konusu açıkça tartışılmamıştır.
Türk vatanını sömürgeleştirmek isteyen düşmanlara karşı Türk milleti Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde üç cephede savaşları başlatmış ve savaşları Mudanya Ateşkes Antlaşması ile sonuçlandırmıştır. Bu esnada Mustafa Kemal Paşa, yeni devlete, niteliğine uygun olan cumhuriyet adının verilebilmesi için, onun uluslararasındaki yerini almasını beklemeyi uygun görmüştür. Nitekim yaklaşık dokuz ay süren barış görüşmelerinden sonra 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile yeni Türk Devleti varlığını Batilı devletlere kabul ettirmiştir.
Lozan Barışı'nın imzalanmasından sonra iç politikaya ağırlık verilmeye başlanmıştır. Önce Ankara'nın 13 Ekim 1923 tarihinde başkent yapılmasıyla yeni Türk Devleti'nin Anadolu merkezli olduğu kanıtlanmıştır. Bu esnada 27 Ekim 1923 günü ortaya çıkan hükümet bunalımı, Meclis'in çalışmalarını oldukça zorlaştırmıştır. Fethi (Okyar) Bey'in istifa etmesiyle birlikte yeni hükümetin kurulamaması, meclis hükümeti sisteminin artık işlemediğini ve devlet başkentinin resmen ilan edilmesi dolayısıyla da artık cumhuriyetin ilanını zorunlu hale getirmiştir. Zaten devlet temsilcisinin olmaması, dış ülkeler tarafından da zaman zaman eleştirilmekte idi.
Her işin yapılma zamanının gelmesini bekleyen Mustafa Kemal Paşa, bütün bu gelişmeler üzerine cumhuriyetin ilan edilmesine karar vererek, 28 Ekim 1923 günü akşamı, İsmet Paşa, Fethi (Okyar) Bey, Kazım (Özalp) Paşa, Kemâlettin Sami Paşa, Halit Paşa, Rize Milletvekili Fuat Bey ile Afyonkarahisar Milletvekili Ruşen Eşref Bey'i Çankaya'ya davet etmiştir. Toplantıda misafirlerine, "Yarın Cumhuriyeti ilân edeceğiz." diyerek görüşlerini açıklayan Mustafa Kemal Paşa'nın bu düşüncesi, orada hazır bulunanlarca da olumlu karşılanmış ve hemen izlenecek yolun saptanmasına girişilmiştir.
Cumhuriyetin ilan edilmesi ile ilgili yasa tasarısı, 29 Ekim 1923 tarihinde saat 20.30'da Meclis'te görüşülerek, devletin rejiminin cumhuriyet olduğu "Yaşasın Cumhuriyet!" sesleri ve alkışları arasında kabul edilmiştir. Cumhuriyetin ilan edilmesiyle birlikte, 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa'nın devlet şeklini tespit eden maddelerinde yapılan değişikliğe göre, cumhurbaşkanını TBMM seçecek, başbakanı cumhurbaşkanı tayin edecek, bakanları başbakan seçecek ve devlet kabinesi Meclis'ten güvenoyu alınca hükümet kurulmuş olacaktı. Cumhurbaşkanı, devlet başkanı; başbakan da hükümet başkanı olacaktı. Böylece Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'nun birinci maddesinin sonuna, "Türkiye Devleti'nin şekli hükümeti, Cumhuriyettir." ibaresi eklenmiş ve "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." hükmü devlet yönetiminde yer almıştır.
Bundan sonra cumhurbaşkanı seçimine geçilmiş ve yoklama suretiyle ve açık oyla yapılan seçimde, Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa 42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Bu esnada ilk kez kabine sistemi uygulanmış ve İsmet (İnönü) Paşa başbakan seçilerek ilk kabineyi (hükümeti) kurmakla görevlendirilmiş ve böylece hükümetler dönemi başlamıştır. Fethi (Okyar) Bey ise meclis başkanı olmuştur. Bu bağlamda ulusal egemenlik ilkesi biraz daha güçlendirilerek halkın yönetime katılmasının yolu açılmıştır:
"Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki, onun adı Cumhuriyet'tir.
Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir."
( Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ( Atatürk ) Paşa, 14 Ekim 1925 )




© Pulhane Ltd.Şti.